Kayıptan Kaçınma İlkesi: Kahneman ve Tversky Çerçevesinde Psikoloji ve İktisat Perspektifinden Bir İnceleme

Özet

Bu makale, Daniel Kahneman ve Amos Tversky tarafından geliştirilen kayıptan kaçınma (loss aversion) ilkesini, psikoloji ve iktisat disiplinlerinin kesişiminde ele almaktadır. Neoklasik iktisadın rasyonel birey varsayımına karşı geliştirilen bu yaklaşım, bireylerin ekonomik kararlarında kayıplara kazançlardan sistematik olarak daha fazla ağırlık verdiğini ortaya koyar. Çalışmada kayıptan kaçınmanın bilişsel temelleri, davranışsal iktisattaki yeri ve piyasa davranışları üzerindeki etkileri kuramsal ve kavramsal düzeyde analiz edilmektedir.

 

1. Giriş

Klasik iktisat teorisi, bireylerin ekonomik kararlarını rasyonel fayda maksimizasyonu çerçevesinde aldığını varsayar. Bu yaklaşıma göre kazanç ve kayıp simetriktir; bireyler yalnızca nihai sonuçlara odaklanır. Ancak gerçek hayattaki ekonomik davranışlar bu varsayımı sıklıkla boşa çıkarır. İnsanlar, eşit büyüklükteki kazanç ve kayıplara aynı şekilde tepki vermez.

Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin 1970’li yıllarda geliştirdiği Beklenti Teorisi (Prospect Theory), bu asimetriyi sistematik biçimde açıklamış ve kayıptan kaçınma ilkesini literatüre kazandırmıştır.

 

2. Kayıptan Kaçınma Kavramı

Kayıptan kaçınma, bireylerin mevcut durumlarına (referans noktası) göre tanımlanan kayıplara, aynı büyüklükteki kazançlardan daha güçlü duygusal tepki vermesi anlamına gelir.

Psikolojik deneyler göstermektedir ki:

  • 100 birimlik kayıp, 100 birimlik kazançtan daha yoğun hissedilir.
  • Kayıpların yarattığı olumsuz duygu, kazançların yarattığı memnuniyetten yaklaşık iki kat daha güçlüdür.

Bu durum, ekonomik kararların yalnızca sonuçlara değil, algılanan değişime göre şekillendiğini göstermektedir.

 

3. Psikolojik Temeller

3.1. Referans Noktası ve Algı

Bireyler mutlak servet düzeylerine değil, mevcut durumlarına göre karar verir. Bu referans noktası:

  • Mevcut gelir
  • Sahip olunan varlık
  • Beklentiler üzerinden şekillenir.

Bir ekonomik sonuç, referans noktasının altında kalıyorsa kayıp; üstünde kalıyorsa kazanç olarak algılanır.

3.2. Duygusal Tepkiler

Kayıp, korku, pişmanlık ve tehdit algısını tetikler. Bu duygular:

  • Riskten kaçınmayı
  • Karar ertelemeyi artırır.

Dolayısıyla kayıptan kaçınma, bilişsel olduğu kadar duygusal bir mekanizmadır.

 

4. Kayıptan Kaçınma ve Davranışsal İktisat

Davranışsal iktisat, kayıptan kaçınmayı piyasa anomalilerini açıklayan temel kavramlardan biri olarak ele alır.

4.1. Yatırım Davranışları

  • Yatırımcılar zarar eden varlıkları satmakta isteksizdir.
  • Kâr eden varlıklar erken satılır.

Bu durum literatürde disposition effect olarak bilinir ve finansal piyasaların rasyonel dengeye ulaşmasını zorlaştırır.

4.2. Tüketici Davranışları

  • İndirimlerin “kaçırılacak fırsat” olarak sunulması
  • Ücretsiz deneme sonrası abonelikten çıkmama

Bu uygulamalar, bireylerin kayıp algısını tetikleyerek kararları yönlendirir.

 

5. Kayıptan Kaçınma ve Neoklasik İktisat Eleştirisi

Neoklasik modelde tercihlerin tutarlı ve geçişli olduğu varsayılır. Oysa kayıptan kaçınma:

  • Tercihlerin bağlama bağlı olduğunu
  • Aynı bireyin farklı koşullarda farklı kararlar verdiğini
  • Fayda fonksiyonlarının simetrik olmadığını göstermektedir.

Bu durum, ekonomik modellerin psikolojik varsayımlar olmadan eksik kalacağını ortaya koyar.

 

6. İktisat Tarihi ve Kuramsal Bağlam

  • Adam Smith, bireyin acıdan kaçma ve hazza yönelme eğilimini kabul eder.
  • Keynes, belirsizlik altında karar veren bireyin psikolojik güdülerle hareket ettiğini vurgular.
  • Kahneman, iktisada psikolojiyi sistematik biçimde dâhil ederek Nobel Ekonomi Ödülü’ne layık görülmüştür.

Bu bağlamda kayıptan kaçınma, modern iktisadın disiplinler arası dönüşümünün simgesidir.

 

7. Sonuç

Kayıptan kaçınma ilkesi, ekonomik kararların rasyonel hesaplardan çok, algı ve duygular tarafından yönlendirildiğini göstermektedir. Psikoloji, bireyin içsel karar mekanizmalarını açığa çıkarırken; iktisat, bu mekanizmaların piyasa sonuçlarını analiz eder.

Bu ilke, finansal krizlerden tüketici davranışlarına kadar geniş bir alanda açıklayıcı güce sahiptir ve iktisadın insan doğasına daha yakın bir bilim haline gelmesine katkı sunar.