Geleneksel Ekonomi ve Sosyoloji İlişkisi: Tarihsel İnceleme ve Adam Smith Bakışı ile Değerlendirme

 Özet

Bu makale, geleneksel ekonomi ve sosyoloji yaklaşımlarını tarihsel bir çerçevede ele alarak, modern piyasa toplumunun yapısal krizlerini anlamada bu yaklaşımların neden yeniden önem kazandığını tartışmaktadır. Neoklasik iktisadın bireyci, soyut ve değerlerden arındırılmış analizlerinin aksine, geleneksel ekonomi ve sosyoloji ekonomiyi toplumsal ilişkiler, ahlaki normlar ve tarihsel kurumlar içine gömülü bir olgu olarak ele alır. Karl Polanyi’nin “gömülü ekonomi” kavramı, Max Weber’in kültür temelli rasyonalite analizi ve Émile Durkheim’ın toplumsal dayanışma yaklaşımı, günümüzde yaşanan eşitsizlik, güvencesizlik ve toplumsal çözülme sorunlarını anlamak için güçlü bir teorik zemin sunmaktadır. Makale, geleneksel yaklaşımların güncel ekonomi politik tartışmalara katkı potansiyelini vurgulayarak sonuçlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Geleneksel ekonomi, ekonomi sosyolojisi, Karl Polanyi, piyasa toplumu, gömülü ekonomi, toplumsal dayanışma

 

1. Giriş

Son kırk yılda küresel ekonomi; finansallaşma, gelir eşitsizliği, emek piyasalarında güvencesizlik ve tekrarlayan krizlerle karakterize edilen bir yapıya bürünmüştür. Bu gelişmeler, ekonominin yalnızca teknik ve matematiksel modellerle açıklanamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Tam da bu noktada, modern iktisat öncesi düşünce gelenekleri olarak görülen geleneksel ekonomi ve sosyoloji, yeniden teorik ve politik ilgi odağı hâline gelmiştir.

Bu makalenin temel iddiası şudur: Ekonomik olgular, toplumsal yapıdan ve ahlaki çerçeveden koparıldığında hem analitik olarak yetersiz kalmakta hem de toplumsal olarak yıkıcı sonuçlar üretmektedir. Geleneksel ekonomi ve sosyoloji, bu kopuşu tarihsel bağlamı içinde anlamamıza olanak tanır.

 

2. Geleneksel Ekonomi Anlayışı: Ahlak, Toplum ve Geçim

Geleneksel ekonomi yaklaşımında ekonomik faaliyet, bağımsız ve özerk bir alan olarak değil, toplumsal yaşamın bir parçası olarak değerlendirilir. Aristoteles’in oikonomia kavramı, bu yaklaşımın temelini oluşturur. Oikonomia, hanehalkının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik geçim temelli bir faaliyettir ve sınırsız kâr arayışını ifade eden khrematistikeden ahlaki olarak ayrılır.

Ortaçağ skolastik düşüncesinde de benzer bir yaklaşım görülür. “Adil fiyat”, “faiz yasağı” ve “ahlaki ticaret” kavramları, piyasanın toplumsal ve dini normlarla sınırlandığı bir ekonomik düzeni ifade eder. Bu bağlamda ekonomi, toplumsal düzenin korunmasına hizmet eden bir araçtır.

Klasik politik iktisadın erken döneminde dahi bu gelenek tamamen terk edilmiş değildir. Adam Smith’in sıklıkla göz ardı edilen Ahlaki Duygular Kuramı, piyasanın ancak empati, güven ve toplumsal normlar sayesinde işleyebileceğini vurgular.

 

3. Geleneksel Sosyoloji: Dayanışma ve Toplumsal Bütünlük

Geleneksel sosyoloji, ekonomiyi toplumsal yapının merkezine yerleştirirken onu tek belirleyici olarak görmez. Émile Durkheim’a göre toplumsal düzen, ortak normlar ve değerler sayesinde ayakta durur. Geleneksel toplumlarda görülen mekanik dayanışma, ekonomik ilişkilerin de ahlaki bir çerçeveye sahip olmasını sağlar.

Max Weber ise ekonomik davranışların kültürel temellerine odaklanır. Kapitalizmin yalnızca teknik ilerlemenin değil, belirli bir zihniyet dönüşümünün ürünü olduğunu ortaya koyar. Bu perspektiften bakıldığında ekonomi, kültürden bağımsız düşünülemez.

Karl Marx, üretim ilişkilerinin tarihsel niteliğini vurgulayarak geleneksel toplumlarda ekonomik ilişkilerin kişisel ve topluluk temelli olduğunu, modern kapitalizmde ise bu ilişkilerin metalaştığını belirtir. Yabancılaşma kavramı, bu dönüşümün birey üzerindeki etkilerini anlamada kritik önemdedir.

 

4. Karl Polanyi ve “Gömülü Ekonomi” Kavramı

Geleneksel ekonomi ve sosyolojinin modern bir sentezi, Karl Polanyi’nin çalışmalarıyla ortaya konur. Polanyi’ye göre geleneksel toplumlarda ekonomi, toplumsal ilişkilere gömülüdür. Karşılıklılık, yeniden dağıtım ve hanehalkı ekonomisi, piyasa dışı temel ekonomik ilkeler olarak öne çıkar.

Modern piyasa toplumu ise ekonomiyi toplumsal bağlardan kopararak özerk bir alan hâline getirmiştir. Emek, toprak ve paranın “hayali meta”ya dönüştürülmesi, toplumsal dokuda derin kırılmalara yol açmıştır. Polanyi’nin “çifte hareket” kavramı, piyasanın yıkıcı etkilerine karşı toplumsal ve siyasal tepkilerin kaçınılmaz olduğunu gösterir.

 

5. Güncel Tartışmalar ve Geleneksel Yaklaşımların Önemi

Günümüzde dünyada yaşanan konut krizi, emek piyasalarında güvencesizlik, platform ekonomileri ve sosyal devlet gibi olgular, Polanyi’nin analizlerinin güncelliğini koruduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Durkheim’ın anomi kavramı, ekonomik krizlerin neden toplumsal çözülmeyle birlikte seyrettiğini açıklamakta hâlâ etkilidir.

Geleneksel ekonomi ve sosyoloji, güncel tartışmalara üç önemli katkı sunar:

  1. Ekonomik krizlerin yalnızca teknik değil, toplumsal krizler olduğunu gösterir.
  2. Piyasanın sınırlandırılmasının ekonomik rasyonalitenin karşıtı değil, ön koşulu olduğunu savunur.
  3. Ekonomi politikalarının ahlaki ve kurumsal boyutunu yeniden düşünmeye zorlar.

 

6. Adam Smith Bakışı ile Değerlendirme

Adam Smith’in perspektifinden bakıldığında, bu makalenin ulaştığı sonuçlar, piyasanın toplumsal ve ahlaki bağlamdan koparılarak ele alınmasına yönelik temel bir uyarı niteliği taşımaktadır. Smith için ekonomi, hiçbir zaman yalnızca bireysel çıkarların mekanik toplamı olmamış; aksine, sempati, adalet duygusu ve toplumsal normlar tarafından sınırlandırılmış bir etkileşim alanı olarak düşünülmüştür.

Smith’in sıklıkla yanlış anlaşılan “görünmez el” metaforu, piyasanın ahlaki ve kurumsal çerçeveden bağımsız işleyebileceği anlamına gelmez. Tam tersine, piyasanın düzenleyici kapasitesi, bireylerin toplumsal bir varlık olarak hareket etmeleri ve adil kurumların varlığı koşuluna bağlıdır. Bu bağlamda, ekonominin toplumsal bağlardan koparılması, Smithçi anlamda bir ilerleme değil, piyasanın kendi işleyiş koşullarını ortadan kaldıran bir sapmadır.


7. Sonuç

Bu makale, geleneksel ekonomi ve sosyoloji yaklaşımlarının modern dünyanın sorunlarını anlamada hâlâ güçlü bir analitik çerçeve sunduğunu ortaya koymuştur. Ekonomi, toplumsal bağlardan koparıldığında kısa vadeli verimlilik kazanımları sağlasa da uzun vadede eşitsizlik, güvencesizlik ve toplumsal çözülme üretmektedir.

Sonuç olarak, geleneksel yaklaşımların yeniden okunması nostaljik bir geri dönüş değil; aksine, daha adil ve sürdürülebilir bir ekonomik düzen arayışının teorik temelidir.