Özet
Bu çalışma, ekonomik karar verme sürecinin yalnızca rasyonel hesaplamalarla değil; psikolojik, sosyal ve kültürel dinamiklerle şekillendiğini savunmaktadır. Neoklasik iktisadın tam rasyonel birey varsayımı, gerçek hayattaki karar davranışlarını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Davranışsal iktisat, bilişsel yanlılıklar ve duygular üzerinden bu boşluğu doldururken; ekonomi sosyolojisi, ekonomik eylemlerin toplumsal yapılardan bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koyar. Çalışmada, psikoloji–ekonomi ilişkisi kuramsal olarak ele alınmakta; borsa davranışları, tüketici tercihleri ve ekonomik krizler üzerinden örnek vakalarla analiz derinleştirilmektedir.
1. Giriş
Klasik iktisat teorisi, bireyi faydasını maksimize eden, tam bilgiye sahip ve tutarlı tercihler yapan bir aktör olarak tanımlar. Ancak gündelik ekonomik pratikler, bireylerin sıklıkla sezgisel, duygusal ve sosyal etkiler altında karar verdiğini göstermektedir. Bu durum, psikolojinin ve sosyolojinin iktisadi analize dâhil edilmesini zorunlu kılmıştır.
Bu makale, ekonomik kararların bireysel psikoloji ile toplumsal bağlam arasındaki etkileşim sonucu oluştuğunu ileri sürmektedir.
2. Rasyonellik Eleştirisi ve Sınırlı Rasyonellik
Herbert Simon’un sınırlı rasyonellik yaklaşımına göre bireyler, bilgiye erişim, zaman ve bilişsel kapasite açısından sınırlıdır. Bu nedenle bireyler:
- En iyiyi değil,
- Yeterince iyi olanı seçerler.
Bu yaklaşım, özellikle belirsizlik içeren ekonomik ortamlarda karar verme süreçlerini açıklamada güçlüdür.
3. Davranışsal İktisat: Psikolojik Mekanizmalar
3.1. Kayıptan Kaçınma
Kahneman ve Tversky’nin ortaya koyduğu kayıptan kaçınma ilkesi, bireylerin kayıplara kazançlardan daha fazla ağırlık verdiğini gösterir. Bu durum, riskli ama potansiyel olarak kârlı kararların ertelenmesine yol açar.
3.2. Çerçeveleme Etkisi
Ekonomik seçeneklerin sunuluş biçimi, kararları doğrudan etkiler. Aynı sonuç, farklı bir çerçeveyle sunulduğunda farklı tercihlere yol açabilir.
3.3. Aşırı Güven Yanlılığı
Bireylerin kendi bilgi ve öngörülerini abartması, özellikle finansal piyasalarda aşırı işlem yapma ve fiyat balonlarına neden olur.
4. Ekonomi Sosyolojisi Perspektifi
Ekonomi sosyolojisi, ekonomik davranışların sosyal ağlar, normlar ve kültürel değerler tarafından şekillendiğini savunur.
- Karl Polanyi, piyasanın toplumdan koparılamayacağını belirtir.
- Veblen, tüketimi statü göstergesi olarak ele alır.
- Granovetter, ekonomik eylemlerin sosyal ilişkilere gömülü olduğunu ileri sürer.
Bu yaklaşımlar, ekonomik kararların bireysel olmaktan ziyade kolektif ve tarihsel olduğunu ortaya koyar.
5. Örnek Vakalar
5.1. Borsa Davranışları ve Sürü Psikolojisi
Finansal piyasalarda yatırımcılar sıklıkla kendi analizlerinden ziyade başkalarının davranışlarını takip eder. Bu sürü davranışı, balonların ve ani çöküşlerin temel nedenlerinden biridir.
5.2. Tüketici Tercihleri
Tüketim kararları, ihtiyaçtan çok kimlik ve aidiyetle ilişkilidir. Marka tercihi, rasyonel fayda hesabından ziyade sembolik anlamlar taşır.
5.3. Ekonomik Krizler ve Kolektif Psikoloji
Kriz dönemlerinde panik, güvensizlik ve belirsizlik algısı yayılır. Bu durum, rasyonel politikaların bile toplumsal kabulünü zorlaştırır.
6. İktisat Tarihi Bağlamında Değerlendirme
- Adam Smith, bireyin yalnızca çıkarla değil ahlaki duygularla da hareket ettiğini kabul eder.
- Keynes, yatırım kararlarını belirleyen unsurları “animal spirits” kavramıyla açıklar.
Bu düşünürler, modern davranışsal ve sosyolojik iktisadın öncülleri olarak değerlendirilebilir.
7. Sonuç
Ekonomik karar verme süreci, rasyonel hesapların ötesinde; psikolojik, sosyal ve kültürel etkileşimlerin ürünüdür. Davranışsal iktisat bireyin içsel süreçlerini, ekonomi sosyolojisi ise toplumsal bağlamı görünür kılar. Bu iki yaklaşım birlikte ele alındığında, piyasa davranışları, krizler ve tüketim pratikleri daha bütüncül biçimde anlaşılabilir.
Ekonomi, bu nedenle, insanı yalnızca hesap yapan bir varlık olarak değil; hisseden, etkilenen ve toplum içinde konumlanan bir özne olarak ele almak zorundadır.