Giriş
Bisiklet Hırsızları, II.
Dünya Savaşı sonrası İtalya’nın yoksulluk, işsizlik ve toplumsal çözülme
koşullarını gündelik hayatın içinden anlatan bir başyapıttır. Film, basit bir
olay örgüsü (iş bulabilmek için zorunlu olan bisikletin çalınması) üzerinden,
emeğin değeri, mülkiyetin kırılganlığı, sosyal devletin yokluğu ve bireysel
ahlakın ekonomik koşullarla nasıl biçimlendiği gibi temel iktisadi soruları sorar.
Bisiklet Hırsızları (Ladri di biciclette), senaryosunu Cesare Zavattini'nin yazdığı, Vittorio De Sica'nın yönettiği, 1948 İtalyan yapımı filmdir. Film, İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının simgesi olarak kabul edilir.
II. Dünya Savaşı sonrası yoksulluk içindeki Roma’da geçen film, işsiz bir baba
olan Antonio Ricci’nin hikâyesini anlatır. Antonio, belediyenin açtığı bir işte
afiş yapıştırıcısı olarak çalışmaya hak kazanır; ancak bu işi yapabilmesi için bir
bisiklete sahip olması şarttır. Ailesinin tek değerli eşyalarından biri olan
çarşafları rehin vererek bisikleti alır ve işe başlar.
Film, basit bir “kayıp bisiklet” hikâyesi üzerinden yoksulluk, işsizlik, insan
onuru, ahlak ve toplumsal adaletsizlik temalarını, melodrama kaçmadan, gündelik
hayatın içinden anlatır. Bisiklet, bir nesne olmaktan çıkar; emeğin, hayatta
kalmanın ve insan onurunun simgesi haline gelir.
1. Tarihsel ve İktisadi Bağlam: Savaş Sonrası İtalya
1948 İtalya’sı, savaşın fiziksel
yıkımı kadar kurumsal ve ahlaki bir enkaz içindedir. Yüksek işsizlik, düşük
reel ücretler, kayıt dışı emek ve zayıf sosyal güvenlik ağları belirgindir.
Marshall Planı henüz toplumsal tabana yayılmamıştır; büyüme sinyalleri olsa da
refah eşitsiz dağılır.
Film, makro istatistikleri mikro
hayata tercüme eder: Antonio’nun işe kabulü, üretim araçlarından (bisiklet)
yoksun emekçinin piyasaya girişinin ne kadar koşullu olduğunu gösterir. Burada
bisiklet, basit bir nesne değil, emek piyasasına giriş biletidir.
2. Emek, Üretim Araçları ve
Mülkiyet
Antonio’nun bisikleti, Marx’ın
kavramsallaştırmasıyla küçük ölçekli üretim aracıdır. Emek gücü vardır; fakat
sermaye yoktur. Bisikletin çalınması, emek gücünün fiilen işlevsizleşmesi
demektir.
- Marxçı okuma: Emekçi, üretim araçlarına sahip
değildir; bu nedenle en küçük mülkiyet kaybı, sınıfsal düşüşe yol açar.
- Kurumsal iktisat: Mülkiyet haklarının korunamaması
piyasaların çalışmasını bozar.
- Kalkınma iktisadı: Mikro sermaye eksikliği,
yoksulluk tuzağını derinleştirir.
Bisikletin çalınmasıyla
Antonio’nun işten düşmesi arasındaki doğrudan bağ, mülkiyet–istihdam ilişkisini
yalın biçimde görünür kılar.
3. İşsizlik, Yedek Sanayi Ordusu ve Piyasa Ahlakı
Filmdeki kalabalık işsizler,
Marx’ın yedek sanayi ordusu kavramını çağrıştırır. İşsizlik yalnızca ekonomik
değil, ahlaki bir baskı mekanizmasıdır: Herkes herkesin rakibidir.
Hırsızlık, bireysel bir ahlak
sapması olarak değil, yapısal bir sonuç olarak sunulur. Finalde Antonio’nun
hırsızlığa teşebbüsü, piyasa ahlakının sınırlarını sorgular:
Açlık ve işsizlik koşullarında
“ahlak”, lüks mü olur?
Bu sahne, neoklasik rasyonalite
ile ahlaki ekonomi arasındaki gerilimi açığa çıkarır.
Antonio’nun kimliği üç sütun
üzerinde durur: iş, babalık ve erkeklik onuru. Bisikletin kaybı, bu üçlü yapıyı
aynı anda sarsar.
- Aile içi ekonomi: Eşin çarşafları rehin vererek
bisikleti kurtarması, kadın emeğinin görünmezliğini ve hane içi
fedakârlığı gösterir.
- Toplumsal cinsiyet: Erkekliğin geçim sağlama ile
özdeşleşmesi, ekonomik başarısızlığı kişisel bir utanca dönüştürür.
- Sınıfsal mekânlar: Kilise, pazar yeri, polis
karakolu; hepsi sınıfsal hiyerarşiyi yeniden üretir.
Modern davranışsal iktisadın
bulgularıyla okunduğunda film şaşırtıcı derecede günceldir.
- Kıtlık zihniyeti (scarcity mindset): Sürekli
yoksulluk, Antonio’nun bilişsel kaynaklarını tüketir.
- Stres ve daralan ufuk: Uzun vadeli ahlaki sonuçlar,
kısa vadeli hayatta kalma baskısıyla geri plana itilir.
- Utanç ve göz önünde olma: Finalde kalabalık içinde
yakalanma, ekonomik yoksunluğun psikolojik travmaya dönüşmesidir.
Antonio’nun oğlunun tanıklığı, kuşaklar
arası yoksulluk aktarımının duygusal temelini oluşturur.
a) Klasik ve Neoklasik İktisat
Piyasa, iş bulma vaadi sunar;
ancak başlangıç donanımı olmayan bireyi dışarıda bırakır. Tam rekabet varsayımı
çöker.
b) Keynesyen Perspektif
Yetersiz kamu istihdamı ve sosyal
güvenlik, talep eksikliğini derinleştirir. Film, devletin yokluğunu sessizce
eleştirir.
c) Marxist İktisat
Sömürüden ziyade mülksüzleşme ön
plandadır. Küçük mülkiyetin bile ne kadar hayati olduğu gösterilir.
d) Kurumsal İktisat
Hukukun ve sosyal kurumların
zayıflığı, bireyi kendi adaletini aramaya iter.
e) Ahlaki İktisat (Polanyi)
Piyasa ilişkileri toplumsal
bağları çözer; film, ekonominin topluma gömülü olması gerektiğini savunur.
Yeni Gerçekçilik, stüdyo
estetiğini reddederek ekonominin çıplak gerçekliğini gösterir. Amatör
oyuncular, doğal mekânlar ve açık uçlu anlatı, yoksulluğun dramatize edilmeden
anlaşılmasını sağlar.
Bu sinema dili, iktisadi analiz
için neredeyse saha çalışması niteliğindedir.
Sonuç
Bisiklet Hırsızları,
yoksulluğu romantize etmeden, suçun bireysel değil yapısal olduğunu savunan
nadir eserlerdendir.
Bir iktisatçı için ise film, istatistiklerin arkasındaki insan yüzünü gösterir.
