Umut (1970) Film Okuması: Yapısal Yoksulluk, Emek Dışlanması ve Kapitalizmin Sessiz Şiddeti

 İktisat Tarihi, Politik İktisat ve Ekonomi Sosyolojisi Açısından Bir Okuma:


Yılmaz Güney’in Umut filmi, Türk sinemasında çoğu zaman “yoksulluk filmi” olarak etiketlense de, bu tanım filmi eksik ve yüzeysel okur. Umut, bireysel yoksulluğun ötesinde, emek gücünün piyasa dışına itilişini ve modernleşme söyleminin altındaki iktisadi şiddeti görünür kılan son derece güçlü bir politik iktisat metnidir.

 

1. İktisat Tarihi Bağlamı: 1960’lar Türkiye’si ve Yapısal Dışlanma

Umut’un tarihsel arka planı, Türkiye’nin, kırsal–kentsel geçişinin hızlandığı, ithal ikameci sanayileşmenin henüz sınırlı istihdam oluşturduğu, tarımda gizli işsizliğin kent yoksulluğuna dönüştüğü bir döneme denk gelir.

Cabbar karakteri ne tarım toplumunun parçasıdır ne de sanayi kapitalizminin istihdam edebildiği bir emekçidir. Bu, iktisat literatüründe “yedek emek ordusunun dış halkası” olarak tanımlanabilecek bir konumdur.

 

2. Politik İktisat Perspektifi: Yoksulluk Bir “Durum” Değil, Bir “Sonuçtur”

Ana akım iktisat yoksulluğu sıklıkla, düşük beceri, bireysel başarısızlık ve yanlış tercihler ile açıklar. Umut bu anlatıyı kökten reddeder.

Cabbar, çalışmak ister üretmek ister, sisteme entegre olmak ister. Ancak, sermayeye erişimi yoktur, mülkiyeti yoktur, kredi mekanizmaları dışında kalmıştır.

Bu bağlamda film, yoksulluğu: bireysel tembellik değil, mülksüzleşmenin sürekliliği olarak konumlandırır. Bu, açık bir Marxçı politik iktisat okumasına olanak verir.

 

3. Emek Gücünün Değersizleşmesi ve Enformel Ekonomi

Cabbar’ın faytonculuğu, düşük verimlidir, yüksek risklidir, sosyal güvenlikten yoksundur. Bu durum, günümüzde “enformel ekonomi” dediğimiz yapının erken bir temsilidir. Filmde, bir atın ölümü, tüm ailenin ekonomik çöküşüne yol açar. Bu sahne, iktisat açısından son derece kritiktir. Emekçinin üretim aracına sahip olduğu sanılır, ama o araç sigortasız, güvencesiz ve kırılgandır. Bu durum güvence yokluğu ile kapitalist piyasa risklerinin birleştiği patolojik bir durumu gösterir.

 

4. Piyango ve Define Arayışı: Rasyonel Olmayan Davranış mı?

Cabbar’ın piyango bileti alması ve define arayışı çoğu yorumda; irrasyonellik, cehalet ve batıl inanç olarak okunur. Oysa iktisatçı için bu davranışlar; rasyonel beklentilerin çöktüğü bir ortamda olasılık temelli hayatta kalma stratejileridir.

Bu noktada film; davranışsal iktisat, beklentiler teorisi, yoksulluk psikolojisi ile doğrudan ilişkilidir. Cabbar şunu yapar; çalışmanın getiri sağlamadığı bir ekonomide, şansa yatırım yapar. Bu, irrasyonellik değil; yoksulluğun rasyonelliğidir.

 

5. Ekonomi Sosyolojisi: Umudun Metalaşması

Filmde yalnızca emek değil, umut da metalaşır. Piyango bileti ve define haritası birer “umut piyasası” unsurudur. Bu noktada Umut, modern kapitalizmin yalnızca malları değil beklentileri ve hayalleri de sattığını gösteren çok erken bir eleştiridir. Bu durum günümüzde kripto spekülasyonları, hızlı zenginleşme anlatıları ve finansal kumar ile birebir örtüşür.

 

6. Umut’un Bittiği Yer: Sessiz Bir Politik Final

Filmin finali, dramatik değil, sessiz ve çözümsüzdür. Bu çözümsüzlük, bilinçli bir tercihtir. Çünkü film; kapitalist sistem içinde, yapısal olarak dışlanmış bir emekçinin mutlu sonu olamaz der. Bu, sinemasal bir karamsarlık değil; iktisadi bir gerçekçiliktir.

 

7.Sonuç

Umut bir film değil, bir iktisat metnidir. Umut; kalkınma söyleminin altındaki boşluğu, piyasa ekonomisinin dışladıklarını ve yoksulluğun ahlaki değil yapısal olduğunu son derece yalın ama derin bir dille anlatır.

Bu nedenle film; iktisat tarihi için saha çalışması, politik iktisat için eleştirel metin, ekonomi sosyolojisi için klasik bir vaka niteliğindedir. İktisatçı için ise Umut, grafikle anlatılamayan gerçekliğin sinemasal ifadesidir.